Solwie Energy CEO’su Samet Koç “2026, Türkiye’nin Enerji Sisteminin Yeniden Tasarlandığı Yıl Olacak” dedi.
Samet Koç, Yatırımlar Dergisi’nin sorularını şöyle cevaplandırdı:
YD: 2026’ya girerken enerji dünyasında çok önemli kırılmalar konuşuluyor. Türkiye’nin enerji yol haritasını teknik bir çerçevede nasıl değerlendiriyorsunuz?
2026, Türkiye’nin enerji sistemini ilk kez entegre mimaride ele alacağı yıl olacak. Bugüne kadar rüzgar, güneş, depolama, şarj istasyonları ve hidrojen gibi alanları ayrı sektörlermiş gibi değerlendirdik. Oysa modern enerji yönetimi, bu unsurların tamamının tek bir dijital omurgaya bağlanmasını gerektiriyor. Türkiye 2026’da üretim-tüketim-dengeleme döngüsünü optimize edebilirse, enerji maliyetlerini azaltan, arz güvenliğini güçlendiren ve teknoloji ihraç eden bir ülkeye dönüşebilir. Artık hedef kurulu güç artırmak değil, esneklik, entegrasyon ve kalite yönetimi üzerinden bir sistem tasarlamak.
YD: Rüzgar enerjisi özelinde baktığımızda 2026 için öne çıkan teknik ihtiyaçlar neler?
Rüzgarda artık “kurmak” değil, performans mühendisliği dönemi başladı. Türkiye’nin bugün ortalama %34 seviyesindeki kapasite faktörünü, gelişmiş rotor teknolojileri ve yapay zeka tabanlı rüzgar tahmin sistemleriyle %40–45 bandına çıkarması mümkün. Bu, yeni santral kurmadan yıllık 6–8 TWh ek üretim anlamına gelir. TEİAŞ bağlantı süreçlerinin hızlanması, senkron kompanzasyon çözümlerinin yaygınlaşması ve şebeke stabilitesi teknolojilerinin geliştirilmesi 2026’da kritik rol oynayacak. Solwie Energy olarak biz de rüzgar tarafında hibrit depolamalı projelerimizi 2026’da devreye almak üzere ilerliyoruz. Rüzgar artık yalnız bir kaynak değil, hidrojen ve depolama entegrasyonunun tetikleyicisi.
YD: Güneş enerjisi hızla büyüyor, fakat entegrasyon sorunları sıkça konuşuluyor. 2026’da GES projeleri için ne öngörüyorsunuz?
Güneşte kapasite artışı elbette devam edecek, ancak temel tartışma artık “kaç MW kurduk?” değil, şebekeye ne kadar verimli entegre edebildik? 2026’da depolama entegrasyonu olmayan GES projelerinin ilerlemesi zorlaşacak. Çünkü bölgesel şebekelerde kapasite kısıtları belirginleşiyor. Solwie Energy olarak tüm yeni projelerimizde minimum %20 depolama kapasitesini standart hale getiriyoruz. Ayrıca 2026 hedeflerimiz arasında fazla güneş üretimini doğrudan elektrolizörlere yönlendirerek hidrojene dönüştüren hibrit tesisler kurmak da yer alıyor. Türkiye’nin yüksek radyasyon kapasitesi, güneşi hidrojen üretiminin ana motoru haline getirecek.
YD: Hidrojen, özellikle yeşil hidrojen, Türkiye için yeni bir stratejik alan olarak görülüyor. 2026 dışında nasıl bir vizyonunuz var?
Türkiye hem güneş hem rüzgar potansiyeli sayesinde dünyanın en rekabetçi yeşil hidrojen üretim merkezlerinden biri olabilir. Ancak üretim kadar depolama ve dağıtım altyapısı da kritik. Solwie Energy olarak 2026’da iki önemli hamlemiz olacak: Birincisi, GES sahalarına kurulacak elektrolyzer sistemleri ile fazla üretimi hidrojene dönüştüren pilot tesislerin devreye alınması.
İkincisi ise uzun vadeli olarak yeraltı hidrojen depolama modellerinin fizibilitesinin tamamlanması.
Yeraltı depolama Türkiye’ye mevsimsellik problemini çözme gücü verir. Bu, enerji bağımsızlığı açısından devrim niteliğinde. Hidrojen gelecekte çelik, cam, çimento, amonyak gibi sanayilerde karbon salımını minimize eden temel enerji taşıyıcısı olacak.
YD: Elektrikli araç kullanımındaki artışla birlikte şarj istasyonu yatırımları da hızlanıyor. Solwie Energy olarak bu projeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? 2026 için özel bir yaklaşımınız var mı?
Şarj istasyonu projelerini firma olarak yakından takip ediyoruz çünkü bu alan artık yalnızca ulaştırma sektörüyle ilgili değil; enerji sisteminin dengeleme, depolama ve yük yönetimi bileşeni haline geldi. Türkiye’de 2026 itibarıyla şarj altyapısının iki temel yönde gelişeceğini öngörüyoruz: Birincisi, yenilenebilir enerjiyle beslenen kapalı devre istasyonlar; ikincisi ise batarya depolamalı ve dinamik fiyatlama sistemine bağlı akıllı şarj çözümleri. Solwie Energy’nin yaklaşımı, şarj istasyonlarını bağımsız bir ticari operasyon olarak değil, rüzgar–güneş–hidrojen zincirinin bir uzantısı olarak konumlandırmak.
YD: Enerji dönüşümünden bahsediyoruz ancak küresel ölçekte kritik minerallerin ve kıymetli madenlerin önemi her geçen yıl daha çok artıyor. 2026’da Türkiye’nin ve Solwie Energy’nin bu alandaki stratejik pozisyonunu nasıl görüyorsunuz?
Kıymetli madenler ve kritik mineraller, 2026’dan itibaren enerji dönüşümünün gölge aktörleri olmaktan çıkıp stratejik belirleyicileri haline gelecek. Lityum, nikel, kobalt, vanadyum, nadir toprak elementleri ve hatta platin grubu metaller, hem batarya teknolojilerinin hem de hidrojen ekonomisinin temel yapı taşlarıdır. Türkiye’nin bu alandaki jeolojik çeşitliliği, uzun vadede ciddi bir rekabet avantajı sağlayabilir. Özellikle bor, nadir toprak elementleri ve nikel açısından bölgesel bir tedarik merkezi olma potansiyelimiz yüksek. Solwie Energy’nin 2026 vizyonu da bu gerçeklik üzerine oturuyor: Biz sadece enerji üreticisi değil, enerji teknolojisinin hammaddesine erişimi güvence altına alan bir şirket olmayı hedefliyoruz.
YD: Son olarak, Türkiye’nin 2026 energetik dönüşümünü tek bir cümleyle nasıl ifade edersiniz?
2026, Türkiye’nin enerji sistemini konuştuğu değil, yeniden tasarlayıp uygulamaya başladığı yıl olacak.
